Kameri Şeyler

13.08.2018

Garip..

8/13/2018 8
Garip..
Bir önceki İstanbul yazımda değinmeyi unuttuğum bir olay var. Aslında değinmeyi mi unuttum yoksa ayrı bir başlık açıp eleştiriyim diye düşündüğümden mi yazmadım pek hatırlamıyorum. Her neyse, öyle veya böyle bu yazımda o olaya değineceğim.


Geçtiğimiz perşembe günü teyzem, eniştem, kuzenlerim, annem ve ben benim yurt işini hallettikten sonra Eminönü'ne balık ekmek yemeye gittik. Oradaki merdivenlere oturup yemeğimizi yerken ben İstanbul görmüş masum Ankaralı olarak etrafı süzüyordum. Hayatımda hiç görmediğim kadar Arap, Suriyeli ve Hintli insanlar gördüm. Bizden ne kadar farklı olduklarını gördüm.

Beni şaşırtan olay ise çok garip oldu. Balık ekmek yediğimiz yerde bizim üst basamakta seccadeyi altına sermiş ve üstüne oturan bir Arap vardı! Buna çok şaşırdım. Yani bir insan ibadet ettiği örtünün üstüne neden oturur? 

Hayır, bu kadar da değil. Daha sonra ne oldu biliyor musunuz? Adam üstüne oturduğu seccadeyi aldı karısına verdi karısı da aldı merdivenlerin üstüne serip namazını kıldı!! O kalabalığın, o pisliğin içinde!!

Ya abi madem o kadar temizsin, götün kirlenmesin diye seccadeyi altına alıp oturuyorsun(!), e peki karın neden o kirin pisin kalabalığın içinde namaz kılıyor? Yani Araplar pis derdi de inanmazdım.

Millet orada balık ekmek yiyor, ağzına kılçık gelen çıkarıp yere atıyor. Sen hangi akla hizmet öyle pis bir yerde öyle kalabalık bir yerde namaz kılıyorsun? Yani benim babannem namaz kılarken o odada resim, fotoğraf, oyuncak vs varsa orada kılmaz. Namaz kıldığı yerin sessiz ve temiz olmasına özellikle dikkat eder. 

Hayır bi de Eminönünde cami olmasa ''neyse'' dersin de, 10 metrede bi cami var. Git birinde kıl. Yemek yedikten sonra ellerini yıkamadan, o pis yerde, o seste gürültüde nasıl namaz kılarsın gerçekten anlayamıyorum.


BİR TEK BU DA DEĞİL..

Başka bir garibime giden olay da şu oldu,

İstanbul'daki neredeyse tüm dükkanların tabelasında Türkçe'nin yanında Arapça yazılar da yazıyor. Esnaf uyanık tabi, orada Araplar falan bol diye Arapça tabelalar yapmışlar. Yani Ankara'da sadece Siteler Karapürçek tarafına giderken Arapça tabelalar görüyordum ama İstanbul'da her yerde Arapça tabelalar var!! 

Şimdi şöyle bi düşündüm de, elin yabancısına Türkiye diyince hemen aklına İstanbul geliyor. Herkes başkenti İstanbul sanıyor ve neredeyse Türkiye'ye gelen tüm yabancılar İstanbul'a uğruyor. Araplar da İstanbul'a çok sık uğruyor hatta sanırım Türkten çok Araplar var. Hal böyle olunca elin Avrupalısı Amerikalısı Asyalısı Türkleri Arap sanıyor. Yani düşünsenize bir yere gidiyorsun her yerde Arapça tabelalar, her yerde Araplar... Yabancıların bizi Arap sanmasına, Arapça konuştuğumuzu sanmasına hep şaşırır ve ''ne salak bunlar'' derdim ama şimdi hak veriyorum. Ben yabancı olup da bu manzaraları görsem ben de Türkiye'dekileri Arap sanardım.
Hele bir de ne olmuş biliyor musunuz? Suriyelilerin zenginleri Fatihteki iş yapan dükkanları hep satın almış. Hep de birbirlerinden alışveriş yapıyorlarmış. Yani Türklerin dükkanlarına uğramıyorlarmış. Besle kargayı oysun gözünü derler ya öyle işte. Bana bunları kalacağım yurttakiler söyledi. 
Ya savaştan kaçıp buraya geldiler de savaştan kaçan yine zenginler olmuş. Gariban halk hala orada ülkesinde kalıyor. Bir tarihçi olarak bu bana çok tanıdık geldi.

Bizim Türkler dükkanlarını Suriyelilere satmış, satmayanlar Araplara satış yapabilmek için tabelalarını Arapça yaptırmış... Yani esnaflarımız da para kazanmaya çalışıyor tamam ama şu hayatta paradan daha önemli şeyler var. Umarım bunun farkına varırlar. Daha da geç olmadan...

10.08.2018

İstanbul !

8/10/2018 16
İstanbul !
Yehhhuuuu bugün uzun süren İstanbul yolculuğumu tamamladım ve evime döndüm. İki gün önce akşam vardığım İstanbul'u bu sabah erken saatlerde terk ettim. 



Bu sene üniversiteyi İstanbul'da okuyacağım için annemle birlikte İstanbul'a yurt ayarlamaya gittik. Zaten önceden belirlediğim 3 yurt vardı. Ama onlardan birini tutmadık, yolumuzun üstünde gördüğümüz ve bi bakalım dediğimiz yurdu tuttuk :D Neyse durun kronolojik olarak anlatacağım.

Çarşamba günü sabah 7'de babamın çocukluk arkadaşı annemle beni evimizin önünden alıp AŞTİ'ye bıraktı. Babamın arkadaşlarının yaptığı iyilikleri benim şerefsiz amcalarım yapmadı, o ayrı konu.

Her neyse, saat 9'da İstanbul'a gitmek için yola çıktık. Akşam 4 gibi falan İstanbuldaydık. Teyzemin kocası olan eniştem gelip bizi aldı ve onların evine doğru yola çıktık. Esenler otogarının ordan dolmuşa bindik ve yaklaşık 1 saat sonra teyzemlerin evinin önünde indik. Teyzemler Başakşehir'de oturduğu için mi o kadar uzun yol gittik yoksa tüm İstanbul mu öyle, onu bilmiyorum. Ama İstanbul gerçekten karışıkmış ya, yani mesela bizim evden Bala'ya gitmek istesem daha çabuk giderdim herhalde!

Neyse, o gün yıllardır görmediğimiz teyzemlerle keyif yaptık. Yemekten sonra semaverimizi, çekirdeğimizi, kuruyemişimizi alıp aşağıya indik. Ben çocukluğumun en güzel günlerini geçirdiğim kuzenlerimle yine çocuk oldum, bisiklete bindim. Bazen de yaşımın hakkını verip annemlerle oturup sohbet ettim. İçimdeki ben de dışımdaki ben de çok eğlendi o gün.

Ertesi gün sabah kahvaltımızı ettik ve teyzem, eniştem, annem, kuzenlerim ve ben Eminönüne doğru yola çıktık. 2 SAATTE VARDIK! Ama yol güzeldi ya. Böyle sanayi sitelerini falan geçip de Fatih'e girince o tarihi yarımada ne biliyim güzeldi. Surlar, su kemeri falan çok hoşuma gitti.

Eminönünde inip birkaç yurda baktık. Benim internetten bulduğumu hiç beğenmedik. Yani yurt güzeldi, konumu güzeldi ama müdürü maldı. Öyle bi müdürün olduğu yurtta kalacağıma hiç kalmam daha iyi. Biz de çıktık ordan diğer yurda bakmaya gittik.

Elimizde telefon o yurdu ararken karşımıza başka bir yurt çıktı. Hani görmüşken bi girip bakalım dedik ve Allahım o neydi öyle. Böyle 5 yıldızlı otel mi diyim saray yavrusu mu diyim :D Yurt gerçekten çok güzeldi. Müdüresi ve sahibi de oradaydı ve konuşmalarından, giyimlerinden ne kadar kibar ne kadar elit ne kadar Atatürkçü insanlar oldukları belliydi. O yurt hepimizin içine sindi. Yine de çabuk karar vermeyelim dedik. Yakınlardaki başka bir yurda daha baktık ama beğenmedik. Hepimizin aklında orası vardı. Biz de geri dönüp orayla anlaştık.

6 kişilik oda ama yatak duvarla ayrılmış yani tek kişilik gibi duruyor, 11 ay 1200 tl ödeyeceğiz. Sabah ve akşam yemekleri var. Hamamı, saunası, spor salonu var. Okula 10-15 dk yürüme mesafesinde. Metroya 2 dk yürüme mesafesinde. Yani güzel ya, umarım oda arkadaşlarım da iyi ve kafa dengi olur. 


Sasçım uzadııı ama böyle iğrenç değil tabii.
Yurdu ayarladıktan sonra Eminönüne geri döndük. Fatih'ten otobüse bindik, eniştemle ben Karaköy'de inip bana İstanbulkart çıkarttırdık. Sonra da Galata Köprüsünden geçip bir sonraki durakta inen bizimkilerin yanına gittik. Galata Köprüsünden geçerken Ayasofyanın o görkemli kubbesini görünce neden bilmem bi mutlu oldum.

Eminönünde klasik olarak balık ekmek yedik. Kuzenimle ben turşu suyu da aldık ama hiç beğenmedim. Gerçi balık ekmeği de beğenmedim ama meşhur ya işte yemesem olmazdı. Yemeğimizi yedikten sonra Adalar'a gidelim dedik ama saat geç olmuştu. Teyzemler de malum tee Başakşehir'de oturuyor. Ne Adalar'a gidebildik ne boğaz turu yapabildik ne Sultanahmet'e gidebildik ne de Beşiktaş'a gidebildik!! Ulan bu benim İstanbul'a 3. gidişimdi. İlk gidişimde 1 günlüğüne gitmiştim. Annemle kardeşim kuzenimin sünneti için İstanbul'daydı, ben evde babamla kalmıştım. İşte annemleri almaya gidip kalmadan geri dönmüştük. 2. gidişim yine günübirlikti. 2014 yerel seçimlerinin olduğu gün annemle babam oy kullandıktan sonra İstanbul'a günübirlik gidip gelmiştik. Babamın Zekeriyaköy'de oturan kuzenine ve Başakşehir'de oturan teyzemlere gidip geri dönmüştük. Hatta hiç unutmam, geri dönüş yolunda Tiyatrocu bana whatsapptan canlı seçim sonuçlarını aktarıyordu :D Mansur Yavaş mı Melih Gökçek mi kazanacak diye epey heyecanlı beklemiştik. Neyse, 3. gidişim de bu oldu ama gördüğünüz gibi 3 gün kaldık. Hatta 3 gün bile denmez sanırım. 

Şansıma dün Beşiktaş'ın Avrupa maçı vardı! Gidelim diye yalvardım. Ama teyzemler Başakşehir'de oturduğu için yine gidemedik tabi. Umarım daha sonra bunun acısını çıkarırım.


LASK Linz takımını Babel'in golüyle 1-0 yendik.
Akşam eve dönünce küçük kuzenimle bayağı eğlendik. Ona Ankaralı Penguen mi çizmedim Adanalı Aslan mı veya maymun kral mı :D Çizimlerim onu mutlu ettikçe ben de mutlu oldum.


Maymun Kral adlı çalışmam :D
Ertesi gün sabahtan da yine kuzenimle eğlendik. Eminönünde çekindiğimiz o tek fotoğraf sayesinde Paris'e mi gitmedik Antarktikaya mı :D Ayyy bugüne kadar bloga hiç fotoğrafımı koymadım bi tek Dünya Kupasında Arjantin gözlükleriyle shopladığım fotoğrafımı koymuştum. Ama bugün size Dünya turumuzdan karelerimizi göstereceğim. Çünkü çok güzel oldular ve paylaşmasam olmazz!!
(*Eniştem her yerde nereye yaslanıyor bilmiyorum)



Piramitler

Kolezyum

Versay Sarayı

Buckingham Sarayı

Taj Mahal

Afrika

Antarktika

Machu Picchu

Beyaz Saray

Rio de Janeiro

Paris


VEEEE TABİİ Kİ
.
.
.
Anıtkabir

İLE


Vodafone Park
Ayy valla Eminönünde çekindiğimiz bir fotoğraf nelere kadir görüyorsunuz değil mi? ^-^

Eh, dolar 6.20 olunca Dünya Turu böyle oluyor maalesef !

3.08.2018

Farabi Programı #1
Neden Farabi ?

8/03/2018 13
Farabi Programı #1 <br /> Neden Farabi ?
Üniversitenin Farabi Programına başvurmuştum ve bu yüzden bu seneyi İstanbul'da okuyacağım. Yani ben de isterdim Erasmus yapmayı ama babamın durumunu biliyorsunuz. O hastayken onu bırakıp başka bir ülkeye gidemem. İstanbul başka bir şehir ama Allah korusun bir şey olsa İstanbul'dan Ankara'ya gelmem çok kolay olur.

Aslına bakarsanız aklımda Farabi falan yoktu. Peki nereden çıktı? Hemen anlatıyım;


Neden Farabi?
Bu yılın Mart ayında çok fena depresyondaydım. Annemle babam hastanede oldukları için evde değillerdi. Kardeşimle ben alt kattaki akrabamızda kalıyorduk. Arkadaşlarımdan uzaklaşmıştım. Ürtiker her yerimi sarmıştı, vücudumun her yerinde kızarıklıklar çıkıyor, yüzüm gözüm şişiyordu. Hastaydım falan derken gerçekten bayağı kötü bir dönemdi. Bloga girerek, içerik üreterek falan zaman geçiriyordum. Annemle babam haftasonu eve geliyorlardı ama kavga ve gürültüyü beraberlerinde getiriyorlardı. Babamın beyninin sağ tarafı komple tıkalı olduğu için bazen çok duygusuz olabiliyor. Halden anlamayan, ısrarcı, kavgacı bir adama dönüşüyor. Yani beyninden gelen bir sorun evet ama biz de insanız, bizim de bir tahammül sınırımız var. O sınır pek çok kez aşılıyor ve kavgalar başlıyordu. Ya inanın bu senenin Mart ayı bombok bi dönemdi. 

Depresyonda olduğum bir gece saat 3-4 gibi kalktım. Uyuyamıyordum. Bir an önce buradan uzaklaşmak ve kafa dinlemek istiyordum. Bir süre internette gezindim. Sonra Erasmusu falan araştırmaya başladım. Gideceğimden değil ya bakıyordum işte. Sonra diğer programlara bakarken Farabi başvurularının açık olduğunu gördüm! Şansımı denemek istedim ve başvurdum. Hem ailemden ve yaşadığım çevreden uzaklaşacak hem de o kadar uzakta olmayacaktım. Güzeldi.

İlk birkaç gün heyecanlıydım bayağı araştırdım falan. Sonra aradan biraz zaman geçti. O sırada annem başvuru yaptığımı öğrendi ve gitmemem hususunda beni ikna etti. Annem bana dayanamaz, ben de ona dayanamam. E babamda hasta, tamam dedim gitmiyorum. Zaten bir anda karar vermiştim.



Neyse aradan yine zaman geçti, ben başvurduğumu bile unutmuştum derken beni üniversiteden aradılar. Gideceğim üniversiteye online olarak yaptığım başvurunun kabul edildiğini, ama benim gerekli evrakları hala getirmediğimi söylediler. Başvurumun kabul edildiğini duyunca bi mutlu oldum. O aralar çok düşündüm, gidip evrakları versem mi vermesem mi diye. Evrakları vermeseydim gitmeyecektim. Ama gidip verdim. 

Çünkü gerçekten uzaklaşmaya ihtiyacım vardı. Her gün kavga, gürültü, yalnızlık... Gerçekten bunalımdaydım. Değişiklik olur diye düşündüm. Ayrıca gideceğim daha kesin değildi.

Neyse sonra yine aradan zaman geçti ben işe başvurdum. Evde ailem yokken bomboş yatmak istemedim. Çalışıyım, bir katkım olsun istedim. İş başvurum kabul edildi orada çalışmaya başladım falan derken benim İstanbul'a gideceğim kesinleşti. Başvurum kabul edildi dedim ya o sadece online başvuruydu, asıl başvurum ben işte çalışırken kabul edildi. Farabi bursu almam için işte çalışmıyor olmam lazımdı o yüzden 2-3 hafta geçmeden istifa etmek zorunda kaldım. İşçilik hayatım başladığı gibi bitti.
Sonra Farabi Kordinatörüyle birlikte öğrenim protokolü hazırladık. Allahım çok zordu!! Benim üniversiteyle gideceğim üniversitenin dersleri farklıydı, kredileri farklıydı. Eşleştirene kadar öldük. Şimdi gideceğim zaman 1-2-3-4. sınıflardan yani tüm sınıflardan dersler alacağım!! 

Öğrenim protokolünü falan da hazırlayıp teslim edince geriye sadece beklemek kaldı. Arada sırada web sitelerine girip yeni duyuruları kontrol falan ediyorum, kalacak yer ayarlamaya çalışıyorum. KYK çıkabilir ama uzakta çıkarsa İstanbul gibi bir şehirde toplu taşıma... Bilmiyorum göze alamıyorum bunu! 

O yüzden gideceğim üniversiteye yakın özel yurtları araştırdım ve 3 tanesini beğendim. Bu çarşamba annemle İstanbul'a gidip onu ayarlayacağız. Sonra da kayıt için Eylül'de tekrar gideceğim. Çakışan derslerim falan olursa onların ekle-sil şeyleriyle uğraşacağım. İşte biraz uğraştırıyor. 

Bu kadar uğraştığıma değecek mi değmeyecek mi göreceğiz...

2.08.2018

Bindik Bi Alamete

8/02/2018 14
Bindik Bi Alamete
Başlık sizi yanıltmasın, yükselen dolarla, artan ithalatla ilgili falan değil bu yazım. Açık öğretimden iktisat okusamda henüz 1. sınıfım ve bu konular hakkında konuşmak için yeterli donanımı kendimde görmüyorum. Bir alamete binen ve kıyamete giden ülkemizden değil, aynı durumda olan kendimden bahsedeceğim.

Cem Baba ne güzel söylemiş bindik bi alamete gedeyoz kıyamete diye. Benim şu anki durumumu başka bir şey özetleyemez zaten.

Aylar önce bir gece aniden gelen bir istek üzerine Farabi programına başvurmuştum ve o başvurum kabul edilmişti. Hatta bu yüzden işten çıkmak zorunda kalmıştım. Neyse işte o İstanbul işleriyle uğraşıyorum bu aralar. 


Görsel temsilidir.
Bakmadığım yurt kalmadı. İlk önce Vodafone Park'a yakın olsun diye Beşiktaş civarında bakıyordum. Ama artık üniversiteye yakın olması benim için yeterli. Zaten maddi açıdan beni çok zorlayacak, bari üniversiteye yakın olsun da ulaşım parası vermeyim. İşte baktığım 2-3 tane yurt var. Aylar süren araştırmalarım sonucu finale 3 tanesi kaldı. 

Çarşamba günü annemle İstanbula gideceğiz. Ertesi gün teyzem eniştem ve ben internetten baktığım bu yurtlara gidip yakından bakacağız. Ve inşallah biriyle anlaşacağız. 

KYK çıkmasını çok isterdim ama çıkmayabilirmiş. Arkadaşım Kuzucuk'un ablası özel bir yurtta çalışıyor ve bana özel yurt bakmamı tavsiye etti. Çünkü KYK ile ilgili 4 ihtimal var :

1. Çıkabilir
2. Geç çıkabilir (özel yurt şart)
3. Çıkabilir ama uzakta bir yerde çıkabilir. (özel yurt şart)
4. Geç çıkabilir ve uzakta çıkabilir. (özel yurt şart)

En iyi ihtimal tabii ki 1.'si. Okulun hemen yakınındaki KYK çıksa özel yurttan ayrılıp ona geçerim ama işte çıkmayabilir. O yüzden özel yurt şimdilik kesinlikle şart.

Zaten bizim yazlık evini kiraya verdik. Oradan belli bir para geliyor, benim devletten aldığım kredi var ve bir de Farabi bursum olacak. Çok yerden azar azar gelirim var ama inanın gelen para İstanbul gibi bir şehre ucu ucuna yeter.  Özel yurdun parası, yemek parası, İstanbul'un parası... Yani Allah yardımcım olsun ne diyim. 



Bunlar haricinde uğraştığımız başka işler var. Bugün annemle birlikte babanneme 2 tane misafir götürdük. Birisi babannemin taa eski komşusu, diğeri de babannemin binasını yapan müteahhitin karısıymış. Benim şerefsiz büyük amcam ölen müteahhitin evini bildiğiniz zapt etmiş! Yani bazı hesap-kitap işleri var o detaylara çok girmeyeceğim. Binanın iskanı alınmadığı için ev amcamdaymış ama müteahhit iskanı 1,5 yıl önce babam hastalandığı sıralarda almış. İki ay sonra da ölmüş adam. İskanı aldığı halde adama tapusunu vermiyormuş amcam! 

Ha, bi de İskanın alındığını bize kimse söylemedi! Neden söylemedi? Çünkü iskanlı bina olunca daire satılıp babam ve kardeşleri arasında paylaştırılacak. İskan olmayınca öyle bir şey olmuyormuş. Ya da ucuza gidiyormuş, öyle bir şey. Sinsi amcalarım bunu ister mi? Kendileri alıp ikiye bölüşsünler ne de olsa babam hasta! Ya şerefsizler bari bunun için verin! Adam hasta, iki kızı var okuyor hiç düşünüyor musunuz bunları? Al İstanbul'a gideceğim biriniz arayıp bir isteğin var mı bir ihtiyacın var mı dediniz mi? Eniştem uğraşıyor, babamın arkadaşı uğraşıyor, amcalarım uğraşmıyor!!!
Babannemin eski komşusunun kocası öldüğünde annem babannem ben baş sağlığına gitmiştik. Neye niyet neye kısmet derler ya hani. İşte müteahhitin karısı da o binada oturuyormuş, bizim öyle haberimiz oldu olanlardan. 

Neyse, müteahhitin karısı olan kadın 20.000 lira veriyim evimi ver diyormuş, amcam 50.000 lirada diretiyormuş. Tabii ki o da bizden gizli!! Çünkü o parayı alıp kendisi yiyecekmiş. İşte biz geçen baş sağlığına gidince haberimiz oldu. Bugün de müteahhitin karısını alıp babannemlere gittik. Kadın olanları babanneme anlattı. Babannem tabi sinirlendi. Büyük amcam o kadının hakkını yiyor. Dul kadın amcam yüzünden kirada oturuyor, versene evini kadın rahat rahat otursun? Hayır bi de 50.000 lira istiyormuş. Lan şerefsiz zaten kadının kendi evi sana niye 50.000 lira versin? 20.000 lira masraf bile yapmamışsındır ama kadın 20.000 veriyim yeter ki evimi ver diyormuş. Versene işte ne kul hakkına giriyon? Hem de kocası ölmüş dul bir kadının?!

İmzalı tapuyu kadına vermiyormuş amcam. Tek şerefsizliği bu da değil. Babannemin tapu da onda; onu da vermiyor! Babannem yıllar önce buna bi vekalet vermiş ,ne olduğunu ne babannem biliyor ne başka biri. O kendince bir şeyler yapıyor.

Bugün müteahhitin karısı olayları anlatınca babannem sinirlendi, kalktık notere gittik babannem verdiği vekaleti geri aldı!! OH OLSUN! Babannem yaşlı kadın, neye vekalet verdiğini bilmiyor, bugün noterde o da ortaya çıktı. Alım-satım işlemleri ve bankadan babannem adına para çekebilmesi içinmiş vekalet!! Yani bu sinsi pislik amcam gizlice babannemin evini satıp parasını da gizlice çekebilirmiş. Şu yılanlığa bakar mısınız?! Hadi alım-satım vekaleti tamam ama bankadan para çekebilme vekaleti? Valla şeytanın aklına gelmez.

Noterde sıra bekleyen biri ile bizim eski komşuyu şahit göstererek vekaleti geri aldık bakalım. Artık babannem de şu evini satsın ve herkese eşit parasını versin. Onlar da kurtulsun biz de kurtulalım. Ne evmiş arkadaş!


Ay valla bi yandan bu ev işleri bi yandan okul işleri beni çok yıprattı. Okul için bir şeyler yapmaya çalışıyorum, ev için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz... Valla işte bindik bi alamete... sonumuz hayır olsun!

Eklemesem olmazdı ^-^

31.07.2018

Kırşehir'in İlçe Yapılması :
Kırşehir ( Demokrasi ) Faciası

7/31/2018 8
Kırşehir'in İlçe Yapılması :<br /> Kırşehir ( Demokrasi ) Faciası
Anne tarafından Kırşehirli biri olarak, iki gün önce Recep Bey'in blogunu okurken aklıma bu yazıyı yazmak geldi. Uzun zaman evvelden bildiğim ve bunun üzerinden sık sık anneme takıldığım bir konuyu bugün sizler için dillendireceğim. 

Muhalefet partisine oy verdiği için ilçe yapılan bir şehrin öyküsünü okumaya hazır mısınız?

*Yazıdaki linklere sağ tık yapmanıza gerek yok, yeni pencerede açılacaktır.

30.07.2018

Hasta Ziyareti

7/30/2018 14
Hasta Ziyareti
Hayatınızda görüp görebileceğiniz en deli dolu neşe dolu insan annemin kuzenidir. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle, hoş sohbetiyle, samimi tavırlarıyla yeni tanıştığı insanların hayatına bile neşe katar. Böyle efendime söyleyim, bayramlarda düğünlerde bütün gözler onu arar.. öyle bir insandır kendisi. Ve maalesef ki hasta..

Göz bebeği gibi büyüttüğü minnoş bir kızı olan, insanın hayatına neşe katan o abla birkaç gün önce ameliyat oldu. Beyninden tümör aldırdı ama tümörün yarısı kalmış. Eğer doktor kalan tümörü almak istese Allah korusun sol yanını kaybedebilirmiş.

Çok şükür ki öyle bir şey olmadı. Ameliyatı sağ salimce atlattı. Kalan kitle için de kemoterapi alacak. 


Bugün annem, küçük dayım, yengem ve ben o ablanın evine ziyarete gittik. Kapıyı anneanneme inanılmaz derecede benzeyen annemin teyzesi açtı, bizi içeri buyur etti. 

İçeri girip de o ablayı görünce çok fena bir şok yaşadım. O enerjik, neşeli insan.. Saçları kazınmış, kafasında kocaman bir dikiş izi, gözlerinin altı ödemden şiş şiş olmuş.. Onu öyle görünce yüreğim sızladı.

El bebek gül bebek büyüttüğü, ameliyata girmeden önce ''olur ya..'' diyerek tatile götürdüğü küçük kızı da evdeydi. Yazık yavrucağa.. Annesini öyle görmek.. Allah kimsenin başına vermesin. Ha, annesi iyi tabi bunun için milyonlarca kez şükürler olsun. Ama işte yine de öyle görünce bir fena oldum.. 

Hasta haliyle bile misafirperverliğinden ödün vermeyen, ''Kamer, hadi kuzucum annenlere şunu getir, bunu getir...'' diyen, kibar mı kibar ; tatlı mı tatlı bir kadın. 

Allah şifalar versin, onu sevdiklerine; sevenlerine ve küçük kızına bağışlasın... Lütfen sizler de dua edin..
*O ablayı ameliyat eden doktor çok iyiymiş, 60 küsür yaşındaki Karslı felçli bir hastayı yürütmüş. Babamı o doktora götürmeyi planlıyoruz.