21.07.2018

Kimin öyküsü bu ?

Bu benim öyküüüğm diye başlamadan direk yazıya geçiyim yoksa çok fena dilime dolanır yazıyı bitiremem.

Yıllar yıllar önce yeni evli genç bir çift varmış. Bu çift defalarca denemelerine rağmen çocuk sahibi olamamışlar. Gitmedikleri doktor kalmamış. İkisinde de bir hastalık yokmuş fakat çocukları olmuyormuş. Genç çift yıllarca gittikleri doktorlardan sonuç alamayınca eski yöntemlere başvurmuşlar. Suyu şifalı diye gitmedikleri kaplıca, toprağı iyi gelir diye gitmedikleri bahçe, hemen çocuk sahibi yapar diye yemedikleri ot, içmedikleri su kalmamış. Yine de çocuk sahibi olamamışlar. Onlar da yeğenlerine, konukomşunun, dostlarının çocuklarına abilik ablalık yaparak çocuk hasretlerini gidermeye çalışmışlar.

Tatile giderken yanlarına yeğenlerini almışlar, veli toplantılarına onların velisiymiş gibi katılmışlar, çocuk hasretlerini yeğenleriyle gidermeye çalışmışlar... Hatta bir zaman sonra adamın ilkokul çağındaki küçük yeğeni amcası ve yengesiyle yaşamaya başlamış. Derken, bu genç çift de yaşlanmış ve çocuktan tamamen umut kesmişler. Ama hiç ummadıkları bir şey olmuş.

Evliliklerinin 17. yılında hamile olduğundan şüphelenen kadın hastaneye gitmiş. Ultrason çektiren ve gerekli tahlilleri yaptıran kadın heyecanla gelecek haberi beklemeye başlamış. Odadan çıkan hemşire, kendisine meraklı gözlerle bakan heyecanlı kadına hiç ummadığı bir cevap vermiş :
''Hanım, kalk kalk! Hiç bekleme burada, sen dış gebesin!''

Kadın o an orada yıkılmış. Dizlerinin bağı çözülen kadın olduğu yere yığılıp ağlamaya başlamış. Onu orada öyle ağlarken gören bir doktor kadına ''neden böyle ağlıyorsun?'' diye sormuş. Kadının anlattıklarına acıyan doktor kadını kendisi muayene etmeye karar vermiş. Muayene ettikten sonra genç kadına bakmış ve şöyle demiş:

''Neden ağlıyorsun? Bebeğin sapasağlam karnında duruyor!!''

Kadının o an ki mutluluğunu tarif etmeye benim cümlelerim yetmez lakin size şunu söyleyebilirim ; bu haber adeta bir yıldırım baskı edasıyla o kadar büyük bir hızla yayılmış ki kadını arayıp tebrik etmeyen tek bir yakını dahi kalmamış.

Heyecanla geçen 9 ayın ardından bir Haziran günü kadının vücudunda hayat bulan miniğin dünyayla tanışma günü gelip çatmış. Annesi o gün evinde olan misafirleri yolcu ederken bir anda suyu gelmiş. Deneyimsizlikten mi bilgisizlikten mi yoksa aşırı rahatlıktan mı bilinmez kadın o akşam hiçbir şey olmamış gibi yatıp uyumuş. Ertesi gün sabahtan hastaneye gitmiş ama aylarca kontrolünü yapan, kadına hamile olduğunu müjdeleyen doktor o gün orada yokmuş. Kadın geri tekrar eve gelmiş. Öğlen vakti kayınvalidesi ve eltisiyle birlikte patlıcan kızartması yerken genç kadını kocası aramış :

''Hanım kalk, sen doğuruyorsun!''

Meğer iş yerindeki arkadaşlarına durumu anlatan babaya karısının doğum yapmak üzere olduğunu yine iş arkadaşları söylemişler. O da eşini arayıp durumu anlatmış. Bunun üzerine genç kadın apar topar dolmuşla hastaneye gitmiş ve kadını doğuma almışlar.

Öğlen saat 2 sularında 3 kilo 50 santimlik minik kızlarını kucaklarına almışlar. Sonrası tabii ki malum. 18 sene sonra doğal yollarla kucaklarına aldıkları yavrularını el bebek gül bebek büyütmüşler. Kızlarının altına bağlayacakları bezi 5 kere sıcak suda kaynatmadan bağlamamışlar, minik yavruyu tozdan hasta olur diye yere koymamışlar, kediye köpeğe yaklaştırmamışlar, her sivri köşeye koruyucu yapıştırmışlar...

Böyle olunca küçük çocuk hiçbir mikropla tanışamamış ve bağışıklık sistemi oluşmamış. Evet, bağışıklık sistemi HİÇ oluşmamış ve çocuk en ufak şeyden hasta olmaya başlamış. Anne ilk anneler gününü bebeği kucağında makineden hava alırken geçirmiş. İlk doğum gününde, ilk karne gününde... çocuk hep hastanedeymiş..

18 sene çocukları olmayan çiftin 3 sene sonra bir kızları daha olmuş ve çift aynı hatayı onda yapmamışlar. Hatta komşunun köpeği bir yanda yemek yerken 2. çocuk diğer yanda yemeğini yiyormuş, öyle büyütmüşler. Köpekle yan yana yemek yiyerekten büyüyen çocuk sapasağlammış. Hiç hastalanmamış ama ilk doğan ve o el bebek gül bebek büyüyen çocuk hala kırılgan bir bünyeye sahipmiş. Havada uçan kuştan, yerden kalkan tozdan hala şifayı kaparmış.

Evet, hikaye bu kadar. Havadaki kuştan, yerdeki tozdan şifayı kapan; anne karnında 1 gününü kesesiz geçiren, ikizler olmayı 1 günle kaçıran bu çocuk kim ola acaba? Kimin öyküsü ki bu?
Sevgilerimle
^-^

14 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Ee benden başka anne karnında susuz yaşayabilecek kaç kişi var zaten :D

      Sil
  2. Hmm kimin öyküsü ki bu??

    Yaşamında öykü olan insanların yaşama tutunmalarının diğerlerine göre daha başka olduğuna inanıyorum. Neşeli sevgilerle :)

    YanıtlaSil
  3. Bu benim öyküüüğmm :D

    Çok güzel ve bir o kadar da haklı bir düşünce :)
    Sevgilerle ^-^

    YanıtlaSil
  4. Yanıtlar
    1. Ahahahah pekii öyle olsuunn :D
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  5. Bu takma ismini çok seven ve çok da yakışan şirin bir kızın öyküsü😘

    YanıtlaSil
  6. Daha doğmadan yazmışsın yaşama tutunmanın hikayesini. Sen yaşama susuz tutunmuşsun, bundan sonra hangi düşünce yapısı boğabilir ki seni artık. Hikayene bayıldım. Yazacak daha nice hikayelerin olacak yaşama dair, bekliyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :)
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  7. Güzel bir öykün varmış. Allah uzun ömürler versin.

    YanıtlaSil
  8. Kıyamam yaaa sen misin bu? Hay Allah, çok özene bözene bakınca öyle oluyor maalesef ama bir de iyi tarafından bak bu kadar özene bözene sakınılarak sevilmek çok az çocuğa nasip olur.:) Maşallah diyorum o yüzden nazar değmesin:)

    YanıtlaSil