30.08.2018

Zafer ''Zafer Benimdir'' Diyebilenindir !

Bugün peş peşe aldığım güzel ve kötü haberler oldu ama onlara değinmeyeceğim. Hiçbir mutluluk ve hiçbir üzüntünün bu günü gölgelemesini istemiyorum. Çünkü bugün 30 Ağustos!



Zafer Bayramıyla ilgili kendi his ve düşüncelerimi yazmadan önce bir tarihçi olarak 30 Ağustos'u sizlere anlatmayı kendime vazife bilirim. Anlatacaklarımın ''kaynağı ne'' diye soracak olursanız da hemen söyleyim; kendi öğretmenlerim.

Çok uzatmadan yazıya geçelim :

Anlatmaya nereden başlanır bilemiyorum. Ne oldu da bu duruma düştük, neden bir zafer kazanmamız gerekti diye soracak olursanız taa 19. yüzyıldan konuya başlamanız gerekir. Hatta belki de 18. yüzyıldaki Fransız İhtilalinden. Ama yazıyı uzatmamak ve dikkati sadece 30 Ağustos'a çekebilmek adına Çanakkale Savaşı sonrasından başlamak istiyorum. Eğer isterseniz 1. Dünya Savaşı'nı da anlattığım Çanakkale Savaşı yazıma buradan bakabilirsiniz :

Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma & 57. Alay

1. Dünya Savaşı'nın bitmesinin ardından savaşı kazanan İtilaf Devletleri, kaybeden İttifak Devletleriyle ateşkes anlaşmaları imzaladılar. İtilaf Devletleri'nin Osmanlıyla imzaladığı ateşkes antlaşması Mondros'dur. 

Mondros Ateşkes Antlaşması Osmanlıyı fiilen sona erdiren anlaşmadır. Bu ateşkesle birlikte Osmanlı orduları terhis edilmiş, haberleşme ve ulaşım araçlarına İtilaf Devletlerince el konulmuştur. İçerdiği bazı maddeler ise çok daha ağırdır, özellikle 7 ve 24. maddeleri.

7. Madde : İtilaf Devletleri güvenliğini tehdit eden her yeri işgal edebilir.

Bu madde sonucunda Osmanlı fiilen yıkılmıştır ve işgallere tepki amacıyla Kuvay-ı Milliye doğmuştur.

24. Madde : Vilayet-i Sitte'de yani ; Bitlis, Diyarbakır, Erzurum, Sivas, Van, Elazığ'da karışıklık çıkarsa İtilaf Devletleri burayı ele geçirebilir.

Bu maddenin amacı ise Doğu Anadolu'da kurulacak olan Ermeni Devleti'ne zemin hazırlamaktır.



Mondros Ateşkesi'nin ardından 18 Ocak 1919'da İtilaf Devletleri Paris'te bir araya geldiler. Amaçları aralarında çıkan anlaşmazlıkları çözmek ve ateşkes imzaladıkları ülkelerle yapacakları barış anlaşmalarını belirlemekti. 

NOT! Ateşkes geçicidir. Barış Anlaşması ise kalıcıdır!

Paris Barış Konferansında İtilaf Devleri arasındaki ilk görüş ayrılığı yaşanmıştır, bunun sebebi ise İngiltere'nin İzmir'i Yunanlara vermek istemesidir. Oysa 1917 yılında yapılan gizli bir anlaşmayla, yani Saint Jean De Maurienne anlaşmasıyla İzmir İtalya'ya verilmişti. 1919'da ise İngiltere İzmir'de güçlü bir İtalya yerine kontrol edebileceği bir Yunanistan olmasını istediğinden fikrini değiştirdi. Dediğim gibi, bu İtilaf Devletleri arasındaki ilk görüş ayrılığıydı.

Paris Barış Konferansı'nın ardından 15 Mayıs 1919'da Yunanistan İzmir'i işgal etti.



Osmanlı daha önce de toprak kaybetmişti ama İzmir'in işgali halkta apayrı bir etki oluşturdu. Düşmanın İzmir'e kadar geldiğini gören halk yüzyıllardır süren derin uykusudan uyandı ve olanı biteni görmeye başladı. Düşünsenize, elde zaten bir avuç toprak var ve düşmanlar hemen herkesin yanı başındaki İzmir'i işgal ediyor! Bugün İzmir alınırsa yarın Ankara, Kayseri, Eskişehir, Çankırı, Samsun... Her yer ele geçirilir! Halk da bunun bilincine vardı.

Önce İzmir'de, İzmir'in İşgali sonucu başlayan Kuvay-ı Milliye isimli direniş hareketi git gide yurdun dört bir yanına yayıldı. Orduları terhis edilmiş, yüzyıllardır birlikte yaşadığı azınlıklar tarafından ihanete uğramış Türk halkı düşmana karşı hareket etmeye başladı. Ama şunu unutmayın, Kuvay-ı Milliye ulusal değil, bölgeseldi. Yani şöyle düşünün :

Siz Adana'da bir çiftçisiniz. Adana düşman tarafından işgal ediliyor ve işgale direnecek bir ordu yok, silah yok. Ne yaparsınız? Eğer Suriyeli değilseniz, asker yoksa siz direnirsiniz. Elinizde ne varsa onunla direnirsiniz. Çiftçisiniz, elinizde kürek mi var? Kürekle direnirsin. Tırpan mı var? Tırpanla direnirsin. Önceliğin ise tabi ki kendi memleketin olur. Zaten elinde avucunda bir şey yok. Olan tırmıkla kürekle de düşmana kafa tutuyorsun. İzmir işgal edilmiş, Eskişehir işgal edilmiş, Antalya işgal edilmiş... Düşünemezsin ki. Senin önceliğin kendi memleketin Adana olur. Anca Adanayı kurtarırsan çevreye yardıma gidebilirsin.

O yüzden Kuvay-ı Milliye ulusal değil bölgeseldi, herkes kendi memleketini kurtarmak için çalışıyordu. Ondan sonra efenime söyleyim; Kuvay-ı Milliye'de düzen yoktu. Eli silah tutan herkes savaşıyordu. Bu durumlar tabi ki uzun vadede bir sonuç vermiyordu. Kuvay-ı Milliye her ne kadar milli bilincin uyanmasını sağladıysa da düşmana karşı yetmiyordu, düzenli bir ordu olması şarttı. 

Mustafa Kemal durumun farkındaydı. Yurdun tamamında bağımsızlık istiyordu. Bunun için Anadolu'ya geçmesi, direniş cemiyetlerini güçlendirip birleştirmesi ve ordunun silahlarını dağıtmasını engellemesi gerekiyordu.

O zamanlar bir Albay olan Mustafa Kemal, payitaht tarafından 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun'a gönderildi. Payitahtın ona verdiği görev Doğu Karadeniz'de Türk direnişini önlemekti. Yani Mondros'un 7. Maddesi'nin uygulanmasını önlemek için gönderilmişti. Bunun için yola çıkan Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919'da Samsun'a vardı.



Samsun'a çıktıktan sonra sırasıyla Samsun Raporu, Havza Genelgesi ve Amasya Genelgesi'ni oluşturdu ; Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi'ni düzenledi, Amasya'da İstanbul Hükümetiyle görüştü.

Amasya Görüşmelerinin ardından kabul edilen Misak-ı Milli sonrası 16 Mart 1920'de İstanbul İtilaf Devletlerince resmen işgal edildi. Son Osmanlı Mebusan Meclisi kapatıldı. 

Hal böyle olunca yeni bir meclisin açılması kaçınılmaz oldu ve böylece 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da Büyük Millet Meclisi açıldı.

Meclis açıldıktan 1 gün sonra, 24 Nisan 1920'de İtilaf Devletleri Osmanlıya sunacakları Barış Anlaşması olan Sevr'in taslağını hazırladılar. 1. Dünya Savaşında mağlup olan diğer devletlerle çoktan barış anlaşmaları imzalanmıştı ama Osmanlıyla yapılacak barış anlaşması tam 1,5 yıl sonra imzalandı.Bunun sebebi İtilaf Devletlerinin Osmanlıyı bir türlü paylaşamamasıydı.

Sevr Anlaşması'nın imzalanacağı konferansa Osmanlı adına Tevfik Paşa katıldı ama Sevr'in maddelerini görünce imzalamaktan vazgeçti. Bunun üzerine İtilaf Devletleri emir verdi ve 22 Haziran 1920'de Yunan saldırısı başladı. Yunanlar İç Batı Anadolu'yu işgal etti.

8 Ağustos'ta Yunan saldırısı durdu. 2 gün sonra ise Damat Ferit Hükümeti Sevr'i kabul etti. Ama Sevr Hukuksal açıdan geçersiz bir anlaşmaydı, hiçbir zaman yürürlüğe giremedi. Çünkü bir anlaşmanın kabul edilebilmesi için o anlaşmayı meclisin imzalaması gerekir. Son Osmanlı Mebusan Meclisi Mart 1920'de kapatıldığı için Sevr'i hiçbir zaman imzalayamadı. Yani Sevr hiçbir zaman yürürlüğe girmedi.



Şimdi gelelim Kurtuluş Savaşımıza...

Kurtuluş Savaşında 3 cephede savaştık. Bunlar;

Ermenistanla savaştığımız Doğu Cephesi,
Fransızlarla savaştığımız Güney Cephesi,
Yunanlarla savaştığımız Batı Cephesi.

Doğu Cephesinde 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa sayesinde Ermenileri mağlup ettik ve 1920 yılında imzalanan Gümrü Anlaşmasıyla bu cepheyi kapattık.

Güney Cephesinde ise Kuvay-ı Milliye sayesinde Fransızlara galip geldik. Güney Cephesinde Türk Ordusu değil, Türk halkı, yani Kuvay-ı Milliye savaştı. Türk Ordusunun Batı Cephesinde Sakarya Meydan Savaşını kazanmasının ardından Fransa BMM ile Ankara Anlaşmasını yaptı ve savaştan çekildi. Böylece Güney Cephesi de kapanmış oldu.

Biz gelelim Batı Cephesine...

Sivas Kongresinde ulusal bir cephe olan Batı Cephesinin komutanlığına Ali Fuat Paşa atanmıştı. Ancak Yunanlarla girdiği Gediz Savaşında yenilgiye uğrayan Ali Fuat Paşa görevinden alındı. Batı Cephesi 2'ye bölündü; Kuzeyine Albay İsmet Bey, Güneyine ise Albay Refet Bey atandı.

I. İnönü Savaşı

Yunanların saldırısıyla savaş başladı ancak Yunanlar bu savaşta mağlup oldu. Yeni kurulan düzenli ordunun ilk başarısı I. İnönü Savaşıdır. Bu savaş sonucunda İstiklal Marşı kabul edilmiş, ilk anayasa oluşturulmuş, İtilaf Devletleri BMM hükümetini tanımış, Rusya'nın tam desteği alınmıştır.

II. İnönü Savaşı

Yine Yunanlar saldırmış ve yine kaybetmişlerdir. Bunun üzerine İtalyanlar Anadolu'dan çekilmeye başlamıştır.


Kütahya-Eskişehir Savaşları

Batı Cephesinde mağlup olduğumuz tek savaştır. Yunanlar Kütahya, Eskişehir ve Afyon'u işgal etmiştir. Ordumuz Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmek zorunda kalmıştır. Bu savaş üzerine Başkomutanlık Kanunu çıkmış ve Mustafa Kemal askerliğe geri dönmüştür! Aynı zamanda Tekalif-i Milliye Emirleri çıkmış ve topyekûn seferberlik başlamıştır.

Sakarya Meydan Savaşı

II. Viyana Kuşatmasından beri olan geri çekilme son buldu. Düşünün 1683 yılında Avusturya Viyana'dan geri çekile çekile Sakarya Nehrine kadar çekilmişiz. Sakarya Meydan Savaşı bu geri çekilmeyi bitirdi. Mustafa Kemal Paşa Mareşal ve Gazi unvanlarını aldı. Bu savaş sonucunda İtalya ve Fransa Anadolu'dan kesin olarak çekildi. Ayrıca Sakarya Meydan Savaşı tarihte en çok subayın öldüğü savaş olarak tarihe geçti.





Sakarya'dan sonra, Büyük Taarruz için büyük bir hazırlık başladı. Mustafa Kemal Paşa'nın başkomutanlık yetkileri 3 kez uzatıldı ve son kez Tekalif-i Milliye Emirleri yayınlandı.


Ve geldik 26 Ağustos 1922 tarihine...

Sakarya Meydan Savaşı'nın üzerinden tam 1 yıl geçmiştir ve Türkler hala taarruza geçememiştir. Üstelik taarruz olmadığı gibi Mustafa Kemal Paşa çok rahat davranmaktadır. 26 Ağustos tarihinde Ankara'da bir çay partisi düzenlemektedir. [YERSEN]

Partiye pek çok diplomat, büyük elçi vs. katılır. İtilaf Devletleri ve Yunanlar dahil herkes Mustafa Kemal Paşayı çay partisinde sanmaktadır ama onun bambaşka bir planı vardır. Fevzi Çakmak Paşa ile yaptığı plana göre o gece cepheye geçecektir. Ancak bunun büyük bir gizlilikle yapılması hayati önem taşımaktadır. Dikkatleri üzerine çekmek için düzenlediği çay partisi aslında bir kılıftır! Dönemin Azerbaycan Büyükelçisi Mustafa Kemal Paşayı partideymiş gibi idare ederken o çoktan cepheye doğru yola çıkmıştır! 

Tüm bunlar olurken 25 Ağustos tarihinde cephede de farklı şeyler olmaktadır. Yunanlar Eskişehir'de bir savunma hattı kurmuştur, Türkler ise yaklaşık 200.000 kişilik bir kuvvetle Ankara önlerinde beklemektedirler. 25 Ağustos gecesi Fevzi Paşa'nın planı dahilinde büyük bir hareket başlar. 200.000 kişilik Türk ordusunun bir gecede Afyon'a kaydırılması ve bunun büyük bir gizlilikle yapılması gerekmektedir. Ankara önlerindeki çalılıklara asker üniforması giydirilir. Böylelikle karanlıkta Türk cephesini gözleyen Yunan askerleri olayın farkına varmayacaktır. Yunanlar asker üniforması giymiş çalıları gözlerken 200.000 kişilik Türk ordusu 1 gecede Afyon'a kaydırılır!



Ha bu arada şöyle bir söylenti de var, söylemezsem olmaz: 

Türk ordusunun Afyon'a geçeceği gece ordudan kaçan iki Türk askeri Yunanlar'a sığınır. Onlara ordunun Afyon'a hareket ettiğini söylerler! Yunanlar ''ne diyo bu mallar öyle şey mi olur'' diyip bunları asmasa belki de savaş başlamadan bitecektir. Teşekkürler Yunanlar!



Her neyse, biz 26 Ağustos sabahına geri dönelim.

Sabahın erken saatlerinde hem Kuzeyden hem de Güneyden gelen Türk ordusuyla karşılaşan Yunanlar neye uğradıklarını şaşırırlar. Ve hepimizin bildiği gibi arkalarına bakmadan kaçmaya başlarlar. 30 Ağustos 1922'deki meydan muharebesinde kesin galibiyet alan Türk ordusu Yunanları önüne alarak Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın emri dahilinde ilerlemeye başlarlar :
''ORDULAR! İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR! İLERİ!

10 günlük kovalamaca sonucunda 9 Eylül 1922 tarihinde Türk Ordusu coşkulu halkın alkışlarıyla birlikte İzmir'e girer!



Yunanların Anadolu'dan atılmasının ardından Anadolu'da sadece Çanakkale'de 8.000 kişilik bir İngiliz Birliği kalır. Bu defa İngilizler savaşa hazırlanır lakin yardım istedikleri kimseden bir fayda göremezler. Zira İtalyanlar Paris Barış Konferansında İzmir'in Yunanistan'a verilmesinden dolayı İngiltereye kızgındır, yardım etmez. Fransızlar ''Abi ben kendimi zor kurtardım hiç kusura bakma'' der, yardım etmez. Sovyetler ''Biz çıkacak bir savaş olursa Türkiye'nin yanındayız'' der, yardım etmez. İngiltere son çare dönüp bi kendi halkına bakar; Kendi halkı da ''Artık savaş istemiyoruz'' der, yardım etmez Böylece İngiltere de savaştan çekilir.



İşte size Kurtuluş Savaşımızın ve şanlı Zaferimizin hikayesi. Dilim döndüğünce, çok detaya girmeden anlatmaya çalıştım. Umarım okurken beğenmişsinizdir. Türk halkının nasıl yılmadığını, nasıl ''Zafer Benimdir!'' diyebildiğini görmüşsünüzdür. 

Atatürk'ün gençliğe hitabesinde dediği gibi;
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
...
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
 Türk Halkı da orduları terhis edilmiş; silahlarına, haberleşme ve ulaşım araçlarına el konulmuş, yöneticileri kendilerine sırtını dönmüş bir haldeyken bile yılmadı. Ulu önderin söylediği gibi muhtaç olduğu kudreti damarlarındaki asil kanda buldu. 

1071'in 26 Ağustos'unda Sultan Alparslan'ın aldığı Anadolu'nun Türklerin ebedi yurdu olduğu 851 yıl sonra yine bir Ağustos ayında tüm cihana bir kere daha gösterildi. 



Kanların birbirine karışıp sel olduğu, 
Ailelerin yok olduğu,
gözyaşlarının yurdun her bir karışını suladığı,
evlatların ana babaları için ağladığı 
savaşlar oldu. 
Lakin bunların hepsi 
kutlu zaferimize giden şanlı bir yoldu!

Topraklarımızı kanlarıyla sulayan şehitlerimize ve Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal'e selam olsun,
30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!

14 yorum:

  1. Ayrtınılı ve güzel bir yazı olmuş. Yorum yazarken gözüme harika bir cümle takıldı sayfanda.
    Zafer "Zafer benimdir" Diyebilenindir!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Ulu önderin bir sözü, bu kutlu günde başlığıma başka bir söz kayamazdım sanırım :)
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  2. çok duygulandım.. müthiş paylaşım.. yunanlılara ne diyeyim.. haha.. iyi olmuş.. ohhh...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Evett çok da iyi olmuş oh olsunn !!

      Sil
  3. Oy, oy, oy bu ne güzel bir 30 Ağustos yazısı olmuş böyle, hele hele Vatanım Sensin'den sahnelerle de muhteşem olmuş, eline yüreğine sağlık Kamer'ciğim. Bu en büyük günümüz bayramımız kutlu olsun:)
    Sevgiler...:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çook teşekkür ederim :)
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  4. Zafere inanların, zaferi kazananların, bize bu gururu yaşatanların ruhları şad olsun. Güzel bir yazı, gönlüne ve emeğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin. Çok teşekkür ederim.
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  5. Merhabalar.
    Bir tarihçinin kaleminden Osmanlı'nın düştüğü durumu ve Kurtuluş Savaşını okumak gerçekten çok güzeldi. Kaleminize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. İngilizlerin naçar kalmasına çok sevindim. Çünkü İngiltere bizim ezeli ve ebedi düşmanımızdır. Her şey bu İngilizlerin başı altından çıkmadı mı?
    Milli Mücadele neslini derin bir saygıyla, şükranla, rahmetle anıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Bildiğim şeyleri dilimin döndüğü kadarıyla anlatmaya çalıştım.
      İngilizler konusunda kesinlikle size katılıyorum. Çok da iyi olmuş, oh olsun.
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  6. Çok detaylı, çok bilgilendirici en çok da çok gururlandırıcı bir yazı olmuş. Emeğine sağlık.

    YanıtlaSil