19 Eylül 2018

İstanbul'da İlk Gün

İstanbul'daki ilk günlerimde Cem Karaca dinleyip ağlayacağımı, bazen de pubg oynayacağımı hayal etmiştim. Hayallerim arasında 7 kilometre aç karnına yürüdükten sonra Hatay Medeniyetleri Sofrasına girmek yoktu!!

Kendimi bu durumlara nasıl düşürüyorum bilmiyorum. Benim daha doğrusu bizim tek amacımız oda arkadaşımla yemek yiyip karnımızı doyurmaktı. Bunu bir simitle de yapabilirdik. Peki biz neden taa dıdısının dıdısının dıdısının bile gittiği, en düşük fiyatı 300 lira olan bir mekanda yemek yedik? Hemen anlatayım efenim....


Bir koca valiz, biri önde diğeri arkada olmak üzere iki sırt çantası ve bir de laptop çantasıyla Esenler Otogarında indiğim İstanbul'da hayatımın farklı olacağını hissediyordum. Böyle yeni bir başlangıçtı benim için. 8. Gün gibiydi. Yani 7. günden sonra gelen o bir 7 günlük daha olan kısır döngü değil, yeni bir gün, yeni bir başlangıçtı.

Otogarda otobüsten indikten sonra metroya bindim. Kendimi ve valizlerimi sürükleye sürükleye yurda varmayı başardım. Daha kimsenin gelmediği boş odaya hemen yerleştikten sonra yol yorgunluğuyla uykuya daldım. Böyle 1-2 saat uyudum derken benim tek başına sürdüğüm saltanatım sona erdi. Çünkü yeni oda arkadaşım geldi. Onun gürültüsüne uyandım.

Hukuk okuyan Kayserili bir kız ve aşırı kafa dengi. (Kabuslarıma giren tiki ve cazgır kızlar gibi olmadığı için Allaha milyonlarca kez şükürler olsun)

Onunla biraz sohbet edip tanıştıktan sonra öğlene doğru benim üniversiteyi görmek için yola çıktık. Sağolsun o da benimle geldi. Benim üniversiteye nasıl gidileceğini öğrenip oradan da yemek yemeye gidecektik. Okul benim yurda çok yakın. 10-15 dk yürüme mesafesinde. Bunu biliyordum ama tramvayın nasıl bir şey olduğunu da merak ediyordum. Bu yüzden tramvaya bindik. Çabuk inmiş olsak da iner inmez ilk söylediğim sözler :

''BİR DAHA TRAMVAYA BİNMEYECEĞİM!'' oldu. Allahım o ne kalabalıktı öyle? Keçiören dolmuşlarında bile bu kadar insan yok. Neyse ya bir daha binmeyeceğim (dedim ve bugün yine bindim)


Okulun yerini öğrendikten sonra yemek yiyecek yer arıyorduk ki binaların arasından bize çok da uzak olmayan denizi gördük. Burada bir soluklanın ve cümleyi baştan okuyun.

Bize çok da uzak olmayan denizi gördük. 
çok da uzak olmayan denizi gördük.
uzak olmayan denizi gördük. 
denizi gördük. 

Biz gördük. Biz. İki Anadolu çocuğu. İki İç Anadolu Çocuğu. Bir Kayserili ve bir Ankaralı.

Anadolulular olarak denize olan bu hasretimiz neden var bir türlü bilmiyorum. Nerede bir deniz görürsek hemen yelkenleri suya indirip aaaa deniiizzzz diye denize koşuyoruz. Tıpkı ilk gün oda arkadaşımla benim yaptığım gibi.

İstanbul'daki ilk gününde denizi gördün diye denize doğru gitmek nedir? Tamam su hayat demek ama onun tam manası bu değildi ya. Ayrıca yakın gözüken deniz de hiç yakın değildi. Oda arkadaşımla birlikte kendimizi bir anda İstanbul'un eski sokaklarında bulduk. Hatta o kadar eskiydi ki tüm tabelalar Arapçaydı(!)

Abi İstanbul ne ara bu kadar Arap dolmuş? Bakın size şöyle örnek veriyim; Ankara'da bir Suriyeli veya bir Arap vs. bana laf atsa ben de bağırsam onları orada linç ederler. Burada bir Suriyeli veya bir Arap laf atsa da bağırsam onların arkadaşları gelir beni döverler. Öyle iğrenç bir yer.

Hızlı adımlarla kendimizi o mahallelerden çıkardıktan sonra bir anda kendimizi Yenikapı Feribot İskelesinde bulduk. Anadoluluyuz ya ''Aaa belki Kadıköy'e gidiyordur hadi biz de gidelim'' dedik. Ama öncesinde nereye gittiğinden emin olmak için güvenliğe bi sorduk :

+Nereye gidiyor bu feribot?
-Bursa'ya, Yalova'ya, Bandırma'ya gider. Siz nereye gitmek istiyorsunuz?
+Yoo biz öylesine sormuştuk. Çok teşekkür ederiz

Ulan sormasak kendimizi nerede bulacaktık Allah bilir. Düşünsenize annem arıyor ''kızım nerdesin?''
BALIKESİRDEYİM!

Ayy iyi ki sormuşuz güvenliğe valla. Yoksa kendimizi bir anda hiç ummadığımız yerde bulabilirdik. Boğayı göreceğiz derken İskenderi görüp gelebilirdik.


Neyse oradan sonra metroya gittik ve bizim yurdun oraya geri döndük. Ama merkezden Yenikapıya kadar yürümüşüz nasıl yorgunuz nasıl açız. Etrafa bakıyoruz bilindik hiçbir yer yok. Biz de ara sokaklara daldık. Bakıyoruz her yer kahvehane gibi nargileci gibi. Pideciler lahmacuncular falan var hep Arap dolu. Oralara giremedik. Sonra baktık bi dükkanda yaşlı bi karı koca oturmuş pide yiyor. Hani kadın da var ya bizim içimize sindi, geçtik oraya oturduk. Garson Türkçe bilmiyor. Hebele hübele bir şeyler anlattık pizza istedik. Garson pizzaları hazırlamaya gitti. Biz de etrafı falan inceliyoruz o ara. Böyle küçük bir pideci, Arapça yazılar falan var ama artık umrumda değil çünkü karnım çok aç. Biz de pizzaları bekliyoruz falan önce servis geldi. Tabak, çatal, bıçak, ıslak mendil vs. geldi. Biz de yemekten önce elimizi silelim dedik. Allahım o görüntü hala gözümün önünde. Oda arkadaşımın ıslak mendilinin kenarında yemek kalıntısı var. Midemiz bi bulandı bi bulandı anlatamam. Telefona mesaj gelmiş de acilen gitmemiz gerekiyormuş gibi yapıp oradan hemen koşarak uzaklaştık. Cidden koşarak uzaklaştık. Hani haber geldi ya ondan!

Karnımız aç, İstanbuldayız ve ne yapacağımızı bilmiyoruz. Midemiz de az önceki görüntü yüzünden bulanıyor derken dedik hadi bilindik mekanlara bakalım. Çıkardık telefonları Dominos, Burger King, McDonalds falan arıyoruz ama hiçbiri yok. Dominos var yakında, navigasyonu açtık gittik yerinde yok. Allahım kafayı yiyecektik. En son yürürken yolda Hatay Medeniyetleri Sofrasını gördük. Dedik ulan ne olacaksa olsun. Hem ne kadar pahalı olabilirdi ki en fazla?

İçeri bi girdik böyle yine Arap dolu. Ama zengin Araplar, belli. İçerisi klimalı ve tertemiz. Onlarca garson var ve seninle ilgileniyorlar. Hani fiyatın pahalı olacağı burdan belli zaten. Neyse biz geçtik oturduk menüyü bekliyoruz. Menü bi geldi Allahım en düşük fiyat 300 tl. Sayfayı çevirdikçe fiyat artıyor. Böyle ordan da bi bahane bulup çıksak mı diye düşünürken menüde 10 liraya Mercimek Çorbası gördüm. Aha dedim bari bunu içip karnımı doyuruyum.

Ben çorba içecektim ama oda arkadaşım 35 liraya pide bulmuş, onu aldık yedik. Pide de sadece 1 porsiyon. Ulan ben Ankara'dan geldiğim gün annem 30 tane pide yaptırıp 50 lira vermişti?!! Ama ona da şükür ya. Yani bir önceki yerde 15 liraya pizza yiyeceğimize burda 35 lira verip adam akıllı pide yeriz dedik.

Pidemizi yerken etrafı süzüyordum tabi. Böyle zengin Araplarla dolu. Bi de dükkanın bi duvarını komple resimle kaplamışlar. Dükkana gelen ünlülerin resmi. Kim gelmemiş ki?! Aklınıza kim gelirse o duvarda bir fotoğrafı var. Üzerine isminin yazıldığı pideyi tutuyor, yanında da mekanın şişman sahibi. Tüm fotoğrafların konsepti bu. Bakın birkaç tanesini koyuyorum:





Burası öyle bir yer ki böyle yanan taş bir tabakta et geliyor, o yanan kiremitin ateşi sönünce çekiçle kiremiti kırıp içindeki eti alıp servis ediyorlar. Biz orda iki masum köylü olarak suyla pide yerken millete ateşte yanan etler, ismine özel pideler geliyordu. Biz 8 lira diye pidenin yanına ayran alamıyorduk...

Taş kiremit değilmiş. Benim kiremit dediğim şey tuzmuş :D
Ne biliyim abi ben 

İstanbul'daki ilk günümüzü böyle bir yerde geçirince ikinci gün Nusrete gideriz diye düşündük arkadaşımla. Tabi gidemedik. İkinci gün yurtta yedik ama yurda kurban oluyum Allah aşkına o ne. İlk günden pideye 35 lira verirsem bu İstanbul'da çok yaşayamam herhalde ben!! Yemek aşkımı dizginlemem lazım.


Pazartesiden beri de ders işleriyle uğraşıyorum. Bazı sorunlar yaşadım dersler konusunda ama yarın hepsi çözülebilir. Dua edin de işimi hallediyimm.

22 yorum:

  1. İstanbul'da yaşamak zor maalesef, hele ki Avrupa'daysan :) Hatay med. sof.nı biz de görmüştük fakat baya tuzlu gibi göründüğünden girmemiştik :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evett gerçekten çok zor. Hatay'ın tuzlu olduğu belliydi ama açlık ve yorgunlukla çok düşünemedik o gün :D

      Sil
  2. Ilk gin biraz tatsız gelmiş olabilir ama Istanbul öyle bor yerdir ki olumsuzluklara rağmen bir yolunu bulup kendini sevdiriyor,demedi deme😉
    Çok geçmiş olsun💞

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet zorluklarına rağmen sevdim bu şehri :) İlerde ne olur bilmiyorum, yaşayıp göreceğiz :)

      Sil
  3. Hayırlı olsun İstanbul maceran :)
    Sorunlarçözülsün, sen çabuk alış ve keyifli anlar yaşa bir an evvel inşallah ♥

    YanıtlaSil
  4. Başarılı bir eğitim yılı diliyorum. Umarım en kısa zamanda ekonomik yiyecek bulabileceğin yerler bulursun. Ben istanbula gitti isem mutlaka ev yemekleri yapan küçük dükkanları tercih ediyorum.
    Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Yurda yemek söylenebiliyormuş. Yemeksepetinden falan hallederim artık :) Zaten sadece pazar akşamları yemek çıkmıyor, diğer günler yurtta yemek var çok şükür :)
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  5. Öyle hoş yazmışsın ki seninle birlikte yaşadım macerayı desem yeridir :)

    İstanbul'daki okul hayatın kutlu mutlu olsun :)

    YanıtlaSil
  6. Ah kızım. Aç kurt gibidir İstanbul. Arapları da doldurdular.Allah kahretsin bunu yapanları. İnan çok üzülüyorum. Dilerim Allah yardımcın olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin, çok teşekkür ederim. Bu kadar Araplaşma gerçekten çok fazla ve bir o kadar da endişe verici :(

      Sil
  7. Mimlendin :) https://sakuramevsimi.blogspot.com/2018/09/en-buyuk-hayalim-mim.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederiim en kısa zamanda yapacağımm :))

      Sil
  8. Merhabalar.
    İstanbul'da ki öğretim hayatında başarılar dilerim. Cenab-ı Allah zihnini ve bahtını açık eylesin inşAllah!
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin, çok teşekkür ederim :)
      Saygılar ve sevgilerle,

      Sil
  9. Yazı bitti hala gülümsüyorum. Bitmesin istedim yazı, sen yaz ara verme biz okuyalım. Okul yılları sonrası İstanbul damadı olarak yirmi dört yıl olmuş biz İstanbul ile tanışalı. İtiraf edeyim İzmir vazgeçilmez aşkımsa, İstanbul da onu aldattığım ilişkim doğrusu hatam olurdu. Severim İstanbul 'u yani. Tüm olumsuzluklara rağmen şu ana kadar gördüğüm en güzel şehir. Denize tepkiniz öğrencilik günlerimi yaşattı bana. Bir Mersinli ve bir İzmirlinin kar görüp de kardan adam yapma beceriksizliği, yapınca da o yapay adama görgüsüz sevgilerini. :))..Beşiktaş'a daha gştmedin mi. İlk çarşıya gidersin diye düşünmüştüm, ne işin var boğada, bahariyede. Gitseydin kokoreç yerdin, midye ile. Adı bile Şampiyon. İzmir kokoreçi tercihim bu arada.Suriye konusu, off İstanbul seni ne zaman kaybettik Suriyeye diyorum da içim kan aglıyor her gittiğimde hanımköye artık. Tavsiye de vereyim canınız olur da tatlı çekerse İstiklalde İnci Pastanesi' ne gidip profiterol yiyin. Her gittiğimde listemin en başındadır. Yeni İstanbul kokulu yazılar bekliyoruz senden.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle çok teşekkür ederim :) İstanbul beni sarhoş etti kaç haftadır bloga giremedim bunun için kusuruma bakmayın. Deneyerek, tecrübe ederek öğreniyorum İstanbul'u ve bundan aşırı keyif alıyorum :)
      Ahh Beşiktaş'a gitmeyi çok istiyorum, 2 hafta önce Avrupa maçımız vardı ona gidecektim son anda iptal oldu :(( Sonrasında da Ankara'ya falan gittiğim için bir türlü vakit bulamadım ama muttttlaka gideceğim :)
      Suriyeli ve Arap konusu gerçekten çok üzücü :( Bu kadar çoğalmaları bana endişe veriyor :(
      --
      Tavsiye için çok teşekkür ederim. Bu haftasonu Beyoğlunda bir festival var ona gidecektik, gittiğimizde uğrarız tam isabet oldu :)
      Tekrar çok teşekkür ediyorum,
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  10. Bana İstanbul'u anlat nasıldı, Şehirlerin şehrini anlat nasıldı? diyeyim önce, Cem Karaca'ya ithafen. Sonra da merhabalar... Keyifli,samimi bir anlatımınız var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahh çok teşekkür ederim :) Cem Karacayı anımsatmanız ve güzel yorumunuz beni çok mutlu etti..
      Sevgilerle ^-^
      ~Ustaya selam olsun..~

      Sil
  11. Allah seni napmasıııın köyden indim şehire gibiiii olmuuuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahahahahahh :D Ayynen öyle oldu daha güzel bir cümle anlatamazdı durumumu :D

      Sil