4.09.2018

Yaşamak

Her ergenin hayatında en az bir kere içine düştüğü ''beni kimse anlamıyor'' çukuruna yine düştüm. Başka bir şehire okumaya gidecek olmam tüm yakın çevrem tarafından kaygıyla karşılandı. İstanbul'a gitmeye karar verdiğimden bu yana kiminle konuştuysam beni kararımdan döndürmeye çalıştı. Annem, babam, arkadaşlarım, eş, dost, tanıdık... yani herkes! kardeşim hariç herkes! 

''Gitme''
''Anneni babanı düşün''
''Başka bir şehir çok pahalı olur''
''Özlersin''
''Dayanamazsın''

Sürekli bu cümleleri duydum. Böyle diyen herkes gideceğim kesinleştikten sonra :

''Neyse okumaya gidiyorsun.''
''Aman çevrene dikkat et''
''Doğru kişilerle arkadaş ol''
''Yurda geç girme''
''Çok gezme''
''Biri sana bir şey verirse alma/yeme-içme''

demeye başladılar.

Bu cümleler beni ayrıca sinir ediyor o konulara hiç girmiyorum. 



Herkese söylediğim ''Oraya okumaya gidiyorum, eğitimi daha kaliteli'' yalanını burada kendime söylemek istemiyorum. Buraya gerçeği yazacağım ve bu yüzden bana hesap soracak kimseye de cevap vermeyeceğim. 

İstanbul'a gidiyorum. Eğitimi daha kaliteli olduğu için değil.
İstanbul'a gidiyorum. Tarihi bir şehir olduğu için değil.
İstanbul'a gidiyorum. Yaşamak için.

Ankara'da kaldığım her gün, aldığım her nefes bana acı veriyor. Yaz tatili boyunca aklımdan kaç kere ölmeyi geçirdiğimi, kaç gece bu fikrin beni uykusuz bıraktığını, kaç gece ağlama nöbetleri geçirdiğimi bilemezsiniz. 

Koskoca bir şehirde yapayalnız hissediyorum. Arkadaşlarım var, ailem var, sevdiklerim ve sevenlerim var ama ben kendimi o kalabalıkta yalnız hissediyorum.

Aile içinde amcalarımla ve babannemle olan mal mülk kavgası beni çok yıprattı. Her gün bir telefon, bir kavga, bir gürültü.
Babamın hastalığı beni çok bunalttı. Her gün bağrış, çağrış, gürültü. Evde olsalar bir dert olmasalar bir dert.
Doların yükselişi beni çok bunalttı. Her şeyin fiyatı arttı, para yetişmemeye başladı.  Bu konuda benimle aynı durumda olan liseden bir arkadaşım geçtiğimiz yıl bir şey yapmıştı. Şu an onu gerçekten iyi anlıyorum. 
Sürekli evde olmak beni çok bunalttı. Keçiören'in en iğrenç muhitinde oturmak, herkese uzak Karşıyakaya yakın olmak beni yıprattı.
Her kafadan bir ses çıkıp bana bir şeyler söylemesi beni bunalttı. Herkes İstanbul'a boşuna gittiğimi, ailemi boşu boşuna maddi manevi yıprattığımı söylüyor. Peki okuduğum okulun beni yıpratması ne olacak? İsterse dünyanın en iyi üniversitesi olsun. Oraya gitmek için zifiri karanlıkta uyanmak zorunda olunca, 3 vasıtayla 2 saatte gidince sevemiyorsun işte! Kimse bunu düşünmüyor.

7 kilo verdim. Herkes ''Aferin zayıflamışsın'' diyor. Bir anda 7 kilo vermemin asıl sebebinin içinde olduğum depresyon olduğunu kimse bilmiyor.

Biliyorum, çok kötü bir ruh halindeyim. Belki de depresyondayım. Bana tavsiyeler vermek isteyebilirsiniz ama gerçekten gerek yok. 
Bu süreçte sevdiklerinle birlikte ol ,dertlerini onlarla paylaş derseniz; KESİNLİKLE HAYIR! derim. Aslında blogu okuyan 1-2 arkadaşım var ama onlara bu konuda kesinlikle hesap vermeyeceğim. Belki de onlarla arama mesafe koyacağım.
Psikologa git derseniz de; gidiyorum.

Yani benim için yapacak pek bir şeyiniz yok. Ayrıca çok da kötü düşünmeyin bu hafta pek çok arkadaşımla buluşacağım. Dediğim gibi yalnız değilim. Etrafım gerçekten kalabalık ben sadece ruhani olarak yalnızım. Aklınıza kötü düşünceler de getirmeyin. İnançlı bir insanım, kendime zarar vermem. 

Yani gerçekten bilmiyorum. Şu an derin bir melankoli havasındayım. Regl dönemim yaklaştı belki sebebi budur. Aslında şu blog arşivine bi baksanız her ayın başından ortalarına kadar saçmaladığımı, atarlı giderli olduğumu görürsünüz. Sebebi kesinlikle regl döneminin getirdiği hormonal değişiklikler. Belki 1 hafta sonra bu yazıyı okuyup ''bu neyin kafası'' diyeceğim. Dediğim gibi bilmiyorum...

İstanbul benim için tüm bunlardan kaçış ve yeni bir başlangıç olacak. 

Oradayken burayı özleyeceğim, biliyorum. Ama gitmem gerektiğini de biliyorum. Gitmezsem çok daha kötü şeyler olabilir. Dedim ya ben oraya yaşamak için gidiyorum...