18 Ekim 2018

İstanbul Ekim'i ve Beyoğlu Sahaf Festivali

Herkese selam!! Ekimin ilk haftalarındaki İstanbul günlerimden ve 6 Ekim Cumartesi günü gittiğim Beyoğlu Sahaf Festivalinden bahsetmek istiyorum.


Ders programımdan dolayı haftanın 4 günü boş gezen bir insan olduğum için her gün bir arkadaşımla bir yerlerle gidiyorum. Mesela 4 Ekim'de Bursalı oda arkadaşımla birlikte sabah saatlerinde Gülhane Parkına gittim. Sevgili Sakura Mevsimi'nin beni mimlediği ''En Büyük Hayalin'' mimine yazmayı planladığım bir hayalimi böylelikle gerçekleştirmiş oldum. Gülhane Parkında Cem Karaca'nın Ceviz Ağacı şarkısını dinledim. O an ki huzurum ve çocuksu neşem kesinlikle görülmeye değerdi! O ana yalnızca Bursalı oda arkadaşım tanık oldu. Ama beni henüz çok iyi tanımadığı için o an ki mutluluğumu tam manasıyla anlayabildiğini sanmıyorum.

Bu arada o da benim kadar mutluydu. Gülhane Parkına aşık oldu. Hatta annesi aradığında ''Anne ben okuldan sonra buraya yerleşmeyi düşünüyorum. Bursaya dönmeyeceğim'' bile dedi! Aynısını ben de düşündüm ama aileme bunu söyleyemedim :D



Gülhane Parkında birbirinden güzel fotoğraflar çekindim. Hatta hayatımın en güzel fotoğrafını orada çekindim. Arkada Galata Kulesi ve Haliç, Yukarıda Gülhane Parkı'nın ağaçlarının sarkan dalları, etrafta bir sonbahar esintisi ve addax'tan aldığım sonbahar kıyafetleri... Kesinlikle harika bir fotoğraf oldu. Twitter'da pp yaptığımda 5 kişiden mesaj aldım ve erkek milletinin dış görünüşe ne kadar önem verdiğine bir kere daha şahit oldum. Hayır bi de ben o kadar güzel de çıkmamıştım. Tamam ortam 4/4'lük, ona diyecek lafım yok. Ben de fena değilim, kıyafetler güzel, saçlar dağınık falan. Ama fotoğrafta tek dişim yok gibi çıkmışım :D Bizim Türk erkekleri bunu sorun etmemiş sanırım. Amaan neyse banane.

Bu arada tabii ki çekindiğim bu fotoğrafları çok özgün bir şekilde, kimsenin aklına gelmeyecek bir şiirle instagramda paylaştım:

''Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında...''



Gülhane Parkından sonra köprü manzarasının olduğu bir yere gidip güzel fotoğraflar çekindik. Sonra arkeoloji müzesini gezmeye karar verdik ama oda arkadaşımın müze kartı olmadığı için gezemedik. Müze kartı olmadan çok pahalı oluyor. Kart çıkarttıracaktık ama o da Arkeoloji Müzesinde 30 liraydı, oysa ben Ayasofya'da 20 liraya çıkarttırmıştım. Öğrenciyiz ve 10 liranın lafını yapmak sonuna kadar hakkımız! Bu yüzden kartı Ayasofya'dan almak için oraya gittik ama orası da çok kalabalık diye sıraya girmedik ve kartı çıkarttıramadık. Bu arada aklınızda olsun, size iki tavsiye veriyim :


  • Müzekart Ayasofya'da 20 lira. Çıkarttırken fotoğraflı öğrenci kartınızın yanınızda olması yetiyor. Çıkarttığınız kartla 300'e yakın müzeye sıra beklemeden ve ücret ödemeden girebiliyorsunuz. Ama Yerebatan Sarnıcı buna dahil değil. Çünkü orası müze değilmiş! Aklınızda olsun.
  • Ayasofya çok kalabalık oluyor. Bilet alıp gezecek olursanız Ayasofya'nın az biraz uzağındaki Arkeoloji Müzesine gidip oradan da Ayasofya için bilet alabilirsiniz! Hem sırası az oluyor hem de bileti alıp Ayasofya'ya gidip sıra beklemeden içeri girebiliyorsunuz!

Önerilerimi verdiğime göre 6 Ekim'deki Kadıköy-Beyoğlu gezime geliyim.

6 Ekim'de Ağrılı ve Aydınlı oda arkadaşlarım hariç diğer 3 oda arkadaşımla birlikte Kadıköy'e gittik! Tramvayla Eminönü'ne Eminönü'den de vapurla Kadıköy'e geçtik. İkinci vapur deneyimimi çok güzel bir şekilde atlattım. İlkinde Çanakkale'deydim ve rüzgarın birçok azizliğine uğramıştım ama bu sefer öyle olmadı.

Her neyse, bizim kaldığımız Arap dolu ilçeden sonra Kadıköy gibi muasır medeniyetin olduğu bir yere varmamız hepimizi çok mutlu etti. Hatta New York ödülü kazanan Survivor Ünlüler takımından bile daha mutluyduk. Çünkü Kadıköy'de genç ve elit bir kesim vardı, medeniyet vardı!


Orada Leman Kültür'e gidip karnımızı doyurduk. Sonra kırtasiye gibi bir yere gidip defter, kalem falan aldık. Sonra çizgi roman satan bi mağazaya gittik. Allahım dükkana bayıldım! Belki ünlü bir yerdir ama ben adını hatırlamıyorum şu an, kusuruma bakmayın. Oradan teksas-tommiksli ve Şener Şen'li bir duvar süsü aldım. Bi de anneme pandalı anahtarlık aldım. Oradan çıktıktan sonra da gidip bir yerden takılar aldık. Hayatımda takı alacağıma ve aldığım takılara 50 lira vereceğime asla inanmazdım! Ben öyle süsten püsten anlamazdım ama şu bir iki yılda çok değiştim. Mesela eskiden daha salaş, rahat, uzun şeyler giyerken şimdi daha genç kız şeyleri giyiyorum. Eskiden sadece ay taşı kolyemi takarken şimdi takmak için bir sürü kolye aldım. Hatta hiç almam dediğim tasma kolyelerden bile aldım! Ama valla çok güzel ve o da ay'lı!

Neyyysee.. sonra vapurla Kabataş'a geçtik. Ha bu arada şunu da ekleyim; biz Kadıköyde kitapçıdayken Konyalı ve Bursalı oda arkadaşlarım dışarıda bizi bekliyordu. Dışarıdayken Avlu'daki müdürü ve kocasını görmüşler. Kocası da ünlü biri, Meryem diye bi dizide kötü savcıyı mı ne oynuyodu, işte onları görmüşler. Konyalı oda arkadaşımın tepkisi şu olmuş:

(gözlerinin içine bakaraktan)
''Aaaaa''


Acaba ünlü görsem benim tepkim ne olur :D

Neyse tamam biz Kabataş'a gelelim. Vapurdan indikten sonra balık kokuları eşliğinde tünele gittik. Tünel dediğim eski bir tramvay şeysiymiş ve bizi Kabataş'tan İstiklal'e kadar götürdü.


İstiklal Caddesi beni hep korkutmuştur. Kalabalık, kalabalık ve kalabalık. Ama düşündüğüm ve gözümde büyüttüğüm gibi değilmiş. Çok hoş bir tarihi dokusu, güzel bir atmosferi vardı. Müzik yapan gençler, her tipten insanlar, tarihi binalar, tarihi işletmeler... Yani İstanbul vardı İstiklal'de...

Caddede attığım her bir adımın keyfini çıkarmaya baktım. İlk kilisemi gezdim, ilk Beyoğlu dondurmamı yedim.. Unutmayacağım güzel anlar biriktirdim.



Daha sonra İstiklal Caddesi boyunca yürüyerek Taksim Meydanına ulaştık. Tam meydanda, Beyoğlu Belediyesinin 12.sini düzenlediği Sahaf Festivali vardı. Oraya gittik. İstanbul'un her yerinden gelen değerli sahaflar o değerli kitaplarını, plaklarını, dergilerini, posterlerini satışa çıkarmışlardı. 50'lerden, 30'lardan kalma dergi ve gazeteler, taş plaklar, değerli fotoğraflar, 70'lerin, 80'lerin ünlü dergileri, arka fonda yine o dönemlerden çalan plaklar... Bir an cennete düştüğümü falan sandım. 10 liraya aldığım iki Tommiks kitabı elimde, bir tezgahtan diğerine bale yaparmışçasına atlarken gördüğüm bir fotoğraf bir anlığına yerime mıhlanmama neden oldu. Cem Karaca'nın daha önce hiçbir yerde görmediğim eski bir fotoğrafı, çerçevesinin içinde gel beni al dercesine duruyordu. İlk gördüğüm andaki şaşkınlığımı üzerimden attım ve fotoğrafa koştum :
''NE KADAR?!''

Tezgahın sahibi bir irkildi. Çünkü birden yanında belirdim, birden fotoğrafı elime aldım ve heyecandan bastıramadığım yüksek sesle sordum :
''NE KADAR?! BEN CEM KARACAYI ÇOK SEVERİM!!!''

Adam şaşkınlığını üzerinden attı.
''20 TL'' .
''Ben bu fotoğrafı bizzat gidip Cem Karaca'nın ilk eşi İlkim Karaca'nın evinden aldım'' dedi!

Allahım beni o an göreceksiniz! Mutluyum, öyle bir fotoğrafı bulduğum için gururluyum! Sevinçten ne yapacağımı bilmiyorum. Benim için çok değerli bir fotoğraf bulmuşum, nasıl gururluyum anlatamam. Sağa sola gösteriyorum, Cem Karaca'nın evindeki fotoğrafı bu diye!!! Adam gülüyo halime. Verdim 20 lirayı aldım. Şu anda odamda duruyor fotoğraf. Taa Ankara'ya geldikten sonra fark ettim, Cem Karaca'nın boynunda ay'lı bir kolye var! Benim o gün Kadıköy'den aldığım tasma kolyenin bir benzeri gibi!!

Hemen Instagram Story'e atmıştım tabi ^-^


İnternette birkaç yerde olan bu fotoğrafın orijinali bende!! Allahım düşündükçe mutlu oluyorum!

Festivalin en karlı çıkan insanı olarak kendimi görüyorum. Orada tabi ki nice güzel eserlerin ilk baskıları, birbirinden güzel fotoğraflar, değerli eşyalar vardır ama ben benim için olan en iyisini buldum.

Festival 30 Ekim'e kadar devam edecek! Taksim'e yolunuz düşerse siz de mutlaka uğrayın! Belki benim gibi sevdiğiniz bir sanatçının orijinal resmini, birkaç teksak tommiksi bulursunuz, belki de daha güzel şeyler bulursunuz. Festivale mutlaka gidin. İstanbul'un her yerinden sizin ayağınıza gelen sahaflara bir şans verin!!


Kapanışı da Cem Babayla yapalım:


12 yorum:

  1. Okul dönemin dert ettiğin gibi geçmeyecek anlaşılan.
    Fotoğrafta görünenler, yazıda okunanlar anı olarak kalsa da okul yılları hiçbir şeyle değişilmez.
    Mutluluğunun uzun sürmesi dileklerimle, selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :)
      Kesinlikle öyle. 2008 yılından sonraki hayatımın en güzel senelerinden birini yaşıyorum. Hastalık falan oluyor tabi ama Allah şifasını veriyor çok şükür :)
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  2. İstanbul'da mutlu günler geçirdiğini görmek beni de mutlu etti Kamer'ciğim, aman internette dikkat et genceciksin mazallah sakın mesaj atanlara cevap yazma bilemezsin psikopat filan olur, Cem Karaca fotosu harika! Biraz Güney Amerikalı devrimcilere mi benzemiş ne?:)Kolyeni ve diğer aldıklarını güle güle kullan:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Müjde ablacım :) Ayy yok yok merak etme öyle cevap yazmam kimseye. Türlü türlü insan var.
      Evettt Cem Karaca harika değil miiii😍 Sen diyince fark ettim cidden Güney Amerikalı devrimcilere benzemiş :D

      Sevgilerle ^-^

      Sil
  3. ayyy ne güzel geziyon seeen. tramvar vapur kadıköy çok güzel tabii. kadıköye sık git benceee :) dediğin gibi bir yer orasıı. bir dolu sahaf ve çizgi romancı var. akmar pasajı var. ay mephisto kitabevi var bak. bambide kahvaltı ucuz. sonra moda caddesinde yürü. haluk bilginerin tiyatrosunun önünden yukarı yürü. orası de nefis. yukarda altıkırkbeş yayınları var. yukarı çıkıncaaa, sola dönünce bahariye. orda da mert fıratın tiyatrosu var. bir de kadıköyün yeldeğirmeni tarafı var. sonra modaaaa :) sahaf festivali. çok sevindim cem karacayaaa :) yine enerjik komiksiin heycanlıı ne güzeeel :) istiklal güzel tabii çok arap dolduuuu :) kabataştan bindiğin şey funiküler. galiba avrupada en eski ikinciymiş. tadını çıkaaar orta doğu cumhuriyeti ile. senin yurtçular yanii. sultanahmet köftecisini unutmaa :) topkapıda erol taş kahvesi var bi de oraya giit :) gülhane biricik tabiii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Deep :) Bütün önerilerine göz atacağıma emin olabilirsin! Özellikle Erol Taş kahvesini merak ediyordum sen diyince merakım iyice arttı. Mutlaka gideceğim oraya da :) Fatih'i çok gezdim şimdi sıra Kadıköy ve Beşiktaş'ta :)))
      Evett tünel dediğim şey en eski 2. tramvaymış onu ben de duymuştum bindiğim gün ama yazmayı unutmuşum :) Bayağı hoşuma gitmişti bindiğimde. Kalabalıktı ama böyle nostaljik bir havası da vardı.
      Şimdiye kadar gezdiğim yerlerde Ayasofya ve Gülhane favorilerim :)

      Sevgilerle ^-^

      Sil
  4. Oh maşallah...İstanbul'un tadını çıkarmaya başlamışsın :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :) Evett İstanbul'un tadını çıkarmaya başladım ve çok mutluyum :) İyi ki gitmişimm :))
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  5. O heyecanına yanında olup tanık olmak vardı 😀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahah evettt o fotoğrafı ilk gördüğüm an kesinlikle görülmeye değerdi :D
      Sevgilerle ^-^

      Sil
  6. Sayende İstanbul' u özlüyorum. Yeni yıla orada gireceğiz inşallah. Kadıköy' e bir daha giderseniz Nazım Hkmet' e gidin, çay için yanında kek. Beni bıraksan tüm gün dolaşırım sahafları. Okunmuş kitap almaya bayılırım. Ne kadar anı barındırırsa o kadar iyi benim için. Bir de Cem Karaca var ki, ben iflah olmaz hayranıyım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evett biz de gitmeyi düşünüyorduk Nazım Hikmet'e :) Ama vizelerim bir haftaya başlıyor o yüzden ileri ki bir tarihe erteliyorum.
      Kitap konusunda katılıyorum. Ben okunmuş okunmamış ayırt etmem pek ama dediğiniz gibi anı barındırması çok hoş oluyor :)
      Cem Karaca zaten ❤❤❤

      Sil