2.10.2018

İstanbul Sarhoşluğu

16 Eylül'de geldiğim İstanbul'da daha fazla dayanamayıp 26 Eylül'de ailemi görmeye Ankara'ya gitmiştim. Ankara'da geçirdiğim 5 günün ardından tekrar İstanbul'a döndüm ve derslere, gezmelere tozmalara kaldığım yerden devam ediyorum.


Günlerdir bloga yazı giremedim çünkü dediğim gibi İstanbul Sarhoşluğu altındaydım. Zaten ilk günden CZN Burak'ın dükkanına gidince beni aşağısı kesmedi, İstanbul'u baştan ayağa gezmeye başladım. Teknofest, Sultanahmet, Ayasofya, alışveriş merkezleri falan derken bayağı gezdim. Böyle yazınca az gibi oldu ama cidden bayağı gezdim.

Yarınki Osmanlıca dersinden sonra da 4 gün boyunca boşum. Bu sürede Beyoğlundaki sahaf festivaline, Beşiktaş'a, Ortaköy'e ve Adalar'a gitmeyi düşünüyorum.

Bu yoğunlukta blogu yazmaya vakit bulamıyorum ama elbette yazacağım!! Lisedeki ergenliklerimi bile yazdığım yere hayatımın en güzel yılını yazmayı ihmal eder miyim hiçç??


İstanbul'da gerçekten çok mutluyum. Aradığım yeri buldum. Ailemden, kavgalardan, gürültülerden uzak yeni bir yaşam. Yeni bir şehir, yeni arkadaşlar, yeni ortamlar, yeni bir ev, yeni bir okul. Yengeç burcu olmamdan dolayı yeniliklere açık bir insan olmayı beklemiyordum ama öyle değilmişim. Yeniliği bayağı seviyormuşum.

Ankara'daki ailem beni çok özlüyor, ben de onları çok özlüyorum ama inanın böylesi daha iyi. 2 yıldır olmayan huzuru burada buldum. Hem ailem de yokluğuma bir süre sonra alışırlar zaten.

Ayrıca Ankara'dan da tamamen kopmadım ki abi baksanıza 10 gün olmadan geri döndüm Ankara'ya. Evdeyken de yazın depresyonda verdiğim 7 kiloyu fazlasıyla geri aldım. Çünkü annem başka şehirden gelen kızının en sevdiği yemekleri yapmıştı. Pizzalar, mantılar, börekler, çörekler, dışarıda yenilen aspavalar, iskenderler... Cidden kilo aldım. Mesela bu yazıyı Ankara'da oluşan koca göbeğimin üzerindeki bilgisayarda yazıyorum.

Bir 2-3 hafta sonra belki yine giderim. Çünkü haftanın 4 günü boştayım. Bazen İstanbul'u gezerim, bazen Ankara'ya giderim... Geçen sene yaşayamadığım öğrencilik hayatını bu sene doyasıya yaşıyorum.

Yurdum güzel, yurttaki yemekler güzel(yapan ablanın elllllerine kollarına sağlık Allah ondan razı olsun), oda arkadaşlarım güzel (onlara değineceğim), okulum güzel, hocalarım güzel (mesela bir hocamız var Coğrafi Keşifleri anlatacağı derse yanında maket gemi getirmiş, coğrafi keşiflerde kullanılan geminin özelliklerini tek tek anlatıyor. İşte 3 direği var, direklerin adı şu şu şu, eskiden şurasında şu vardı ama daha sonra şurasına şunu eklediler... adam her şeyi anlatıyor. Mesela başka... hocalar derse gelirken yanlarında en az 4 kitap getirip onlardan kesitler sunup o olaya farklı farklı görüşlerden bakmamızı sağlıyorlar. Yani dediğim gibi hocalarımız gerçekten mükemmel.) Sonra, yurdum okula çok yakın yürüyerek gidip gelebiliyorum, bütün derslerim öğleden sonra başlıyor sabah erken uyanmak zorunda kalmıyorum, istediğim yere gidip istediğim kadar eğlenebiliyorum, koskoca bir şehri tek başıma keşfedebiliyorum... İstanbul'da öğrenci olmak çok güzel yaa!


Unutmadan, diğer bir önemli konuya değinmek istiyorum; oda arkadaşlarım. Yurda gelmeden önce tiki ve cazgır oda arkadaşlarımın olduğu kabuslar görüyordum, Allahtan öyle olmadı. Hepsi de iyi kızlar. İkisi hukuk, biri iktisat biri ilahiyat okuyor. Ben de tarih okuyorum. Tam Ortaçağ üniversitesi gibi-hani o zaman ortaçağ üniversitelerinde bu 4 konunun eğitimi verilirmiş ya o yüzden- veya ortaçağ alimleri gibi. Çünkü onlar da genelde bu konularda uzman oluyorlar :D Yani şöyle diyim, hepimiz toplansak bir Yunus Emre anca ederiz! Kendisi hakim, mutasavvıf, ve iktisat işlerinden anlayan bir insan. Tarihçiliği var mı yok mu bilmiyorum ama yok sanırım.

Neyse, tamam. Bugünlük yazım bu kadar. İstanbul'dan biraz daha bahsetmek istedim. Dediğim gibi mutluyum. Gezmekten tozmaktan bloga fırsat bulamadım. Bi de oda arkadaşlarımdan çekiniyordum ilk başta ama artık çekinmiyorum rahatça bilgisayar kullanabiliyorum, birbirimize alıştık.

Sonraki yazılarım neyle ilgili olur bilmiyorum, dediğim gibi yoğun bi hafta geçirmeyi bekliyorum. Hadi bakalım, yaşayıp göreceğiz. Bu arada teknofest ve Ayasofya'dan fotoğraflarımı buraya bırakmak istiyorum. İnstagrama zaten eklemiştim ama burada da dursun. Ayasofya'da Bizans İmparatorlarının taç giyme törenlerinin yapıldığı yerde fotoğraf çekindim. Fotoğrafımı çeken arkadaşıma ''yukarıda ve yanımda boşluk bırak'' dedim. Çünkü kafama taç shoplamayı düşünüyordum. Shopladım da :D Sonra oda arkadaşım ''orada taç giyiliyormuş, sana da tacını biri giydirsin'' dedi. Ben de kim taç giydirse diye düşünürken oda arkadaşım o kişiyi önerdi ve onu shopladım :D Başka kişiler önerirseniz onları da shoplarım, hep birlikte güleriz :D Bu arada shop konusunda yetenekliyimdir ha. Blogu açmama ilham olan puCCa bile yaptığım shopu insta-story'sinde paylaştı düşünün!!!

Shop konusunda iyiyim dedim ama görüntü ortada :D
Şaka şaka, acelem vardı o yüzden iyi olmadı. Zaten maksat yüzümü kapatmaktı :)


Ya böyle gerçekçi durmayabilir ama shopsuz çok gerçekçi :D
Hatta babannem konu komşuya kızım cumhurbaşkanıyla tanışmış diye bu fotoyu gösteriyormuş!!

4 yorum:

  1. Çok sevindimmmm:) Maşallah Maşallah nazar değmesin, umarım hep böyle gider, fotolar harika:)))

    YanıtlaSil
  2. İstanbul da mutlu olmana çok sevindim gerçekten.. .Tarihi gezilerine bir Pazar Bursa yı da ekle bence

    YanıtlaSil
  3. yani "İstabul'u sevdim" diyosun..😁Fotoşoplar iyiydi..✔🙂

    YanıtlaSil
  4. Yolun açık olsun canım. Ama bir anne olarak senin şu sözüne maalesef katılmıyorum. Ailen nasıl olsa bir süre sonra yokluğuna alışmaz. Evlat her zaman evlattır, anne-babanın gözünde hiçbir zaman büyümez ve aile çok önemlidir. Kendine ait bir dünya kurmuş ve bu dünyadan memnun oluyor olabilirsin. Şu anda ailendeki sıkıntılarından kurtulduğun için bu yeni dünya, yeni arkadaşlıklar, yeni çevre ve gezmek de sana güzel gelebilir. Ancak aile her zaman candır, önemlidir. Her daim ailenin yanında olması dileklerimle.

    YanıtlaSil